neydi ki?

Bu da yaşamak mı sayılır bilmem.. Neydi ki, zaten son nefesimi o gün orada bir başımayken vermiştim, kaldı ki başka biri var mıdır bilmem tanımam, son nefesini verdiğini hatırlayan…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Ege

Kumunu da, tuzunu da, kızını da biliriz Ege
Taşı çakılı azdır serttir, merttir, gözü pektir kimi de masmavi berraktır,tatlıdır,nazlıdır nerden bakarsan bak başkadır…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Kokuşacak etler

Hayvan bile eşini seçerken, bir şeyler(,,,) için erkek ırkına, bir süre sonra kokuşacak etini sunan; etine sahip çıkamayan yarın ana olacak ve dün gözlerinin içine bakan analarına yakışmayacak kadar evlat olan kadınlar var etrafta…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

AILZIZK

Ceyhun yılmaz der ki; ”ben sana yanarken şimdi sen kim bilir nerede üşüyorsun” ben cümleye böyle başlasaydım eğer ”sen kim bilir kimin yatağını ısıtıyorsun” diye devam ettirirdim herhalde ya da ettirmem gerekir, neden mi? Neden olduğunu da Hakan günday’dan bir cümleyle cevaplayayım (biraz kafası çalışan zaten bağı kurar tabi bunu okuyan birisi varsa zaten ben okusunlar diye değil yazayım diye, üzerimdekileri atayım da hafifleyeyim diye ta ki tüyden hafif ruhumdan ayrılacak kadar hafifleyip yazacak bir şey kalmasın yazacak bir ben kalmasın diye yazıyorum) Az’ da der ki; `Çünkü görünene aldanmak,hayatı dayanılır kılmanın ilk şartıydı..`

Az demişken aklıma geldi ne kadar azaldık değil mi? Zaten çok da fazla sayılmazdık tamam da nasıl bu kadar eksildik anlamak mümkün değil, diyorum zaten azdık ee nasıl azalttılar ki o değil de neden azalttılar ki görüyorlardı zaten azızlığımızı, azizliğimizi değil be azızlığımızı diyorum… Azızlığımızı görünce azdılar demek, azaltmak istediler insan ne de olsa anlamak gerek ben anlıyorum siz de anlayın. Anlayın anlayın da siz de azız olup çıkın. 

Gerçekten azız gittikçe de azıtıyorlar, azılıyoruz bir köşede ruhumuzun azızlığını ya da azizliğini beklemekten başka yapılacak bir şey de yok…

Genel içinde yayınlandı | Tagged | Yorum bırakın

KEMÜLÇÜK

Senin sadece görmen gerekir zaten bakman için önüne konulanı; sen görmezden gelirsen hayat da seni görmezden gelir.
Öğreniyorsun, öğreneceksin küçülmeyi hatta küçülmek istemeyi büyüklerin oyunları zor.Onların oyunlarına ayak uydurmak için küçülmek gerek yoksa kaybediyorsun ama küçülürsen anlamazsın bile en fazla sendeler düşersin bilirsin ya işte yeni öğrenmişsindir yürümeyi bir yandan tutunacak bir yer ararsın bir yandan da özgürce odanın en ortasında koşmayı istersin herkesin sana olan bakışları altında önce hafiten yaparsın da ama sonra olmaz işte yerle bir olursun önce biraz sendeler sonra da düşersin olsun küçüksündür düşe kalka büyürsün unutursun hep öyle derler yae…

Ha tabi ki unutursun tabi düştüğünde unutulması imkansız bir yara kanlar içinde bırakıp hiç silinmeyecek bir doktor izi bırakmadıysa…

Genel içinde yayınlandı | Tagged , | Yorum bırakın

BANYO KAZANLARI

Büyüdükçe daha mi  kirleniyoruz ne?

Eskiden rutin olarak pazar akşamları,banyo kazanlarında kaynayan su ile keselenir,ertesi gün ki temizlik kolunun yoklamasına tertemiz giderdik.

Sonra büyümeye başladık.Sokakda,okul bahçesinde,apartman boşluğunda ya da güzel komşu kızının evinde oynamayı bıraktık. Toz,toprak,mahalleler veya sokaklar arası futbol maçları miadını doldurmuş.Evcilik,saklambaç ya da yerden yüksek gibi kimi uluorta kimi bir kuytuda,gizli kapaklı oynanan oyunlar ise çoktan sonraki nesillere itina ile miras bırakılmıştı.

Artık arkadaşlıktan dostluğa terfi eden yandaşlarla geziler yapılıyor,uygun kafelerde ya da marmara kıyısı çay bahçelerinde kahkaha kıvamında sohbetlere, tavla gibi etkinlikler eklenmiş;karnı acıkanlar için ise cebe en uygun dönerci dükkanları tespit edilmişti.

Anlayacağınız o çocuklar geriye kendilerinden eser bir çocukluk bırakarak büyümüş, gençlik mertebesine terfi etmişlerdi.Süt içmenin ana sınıflarına kuzu olarak yerleştirilmenin aranan en aşikâr ön şartı olduğu dönemlerde,artık daha fazla eğlenemiyor,daha ciddi ortamlarda bulunmak istiyor,gençlik mertebesine erişememiş hala çocukluğu yaşamakta olanları ise geride bırakıyorlardı.

Ey türk gençliği diye hitap edilmeyi haketmiş ve sırayla vazifelenmiştir.Düşmanlıkl ar beslemeyi öğrenmiş,daha önce keşfetse de aşklarının önüne yeni yeni platonik sıfatını eklemişti.Pek çok sır edinmişdi.Bunları anne-babasına anlatamıyor,kendine de saklayamadığı için en yakınındaki müsait şahsa intikal ettirerek onunla sırlamasını öğrenmişti. ‘’Tabi bak kimseye söylemeyeceksin ’’ gibi tutulacağı belli olmayan bir söz almak münasabeti eşliğinde.

Görüldüğü gibi çocuk saflığı kalmadığı için gençlik aşısı eşliğinde daha karmaşık,daha meşgul bir hayat çıkıp gelmiş başta sevilen ve gittikçe güçlenen hiddetlenmeler yerini sonraları artık çoktan mazide kendine hoş bir yer edinmiş çocukluğa bırakmak istese de,zamanı geriye saracak o makina ancak bilim-kurgu filmlerinde görülmüş olduğu için gündüzleri kurulan bir hayâlden öteye gidemeyecekti.

Artık işimiz çoktu,tabi işimiz olma şerefine ulaşabilen işler de yeterince zordu. Telaşlandık,hep meşgul,hep işlerimiz oldu -hoş ne yetişebildik o işlere ne de halledebildik ya neyse-.

Ve banyo kazanları çoktan bir eskicinin elinden hurda olarak çıkmış,kimbilir hangi kimyasal formülde yerini  edinip yüksek yüksek fırınlarda ergitilmişti.

Biz de banyo kazanın hüzün dolu, belki de modernizm getiren kaybından dolayı mı bilmem pazarları yıkanmayı  bırakmıştık.Temizlik kolu çoktan istifasını vermiş ve kolluk görevini bırakmış, biz ise iki de bir veyahut üç de bir banyo cümbüşleri düzenler olmuştuk.

Belki de toz toprakdan değil de,insanlardan üzerimize  kalan kirlerden dolayı daha sık paklanma ihtiyacı duyar olmuştuk bilmiyorum.

Peki siz,

Siz biliyor musunuz büyüdükçe daha mı kirlenir olduk?

Bahri ATAR 14.01.11 14:24

Genel içinde yayınlandı | Tagged | Yorum bırakın

Hatırlama(ma)k

İnanabilmek ne güzel şey değil mi?

İnsan her zaman inanacak bir şeylere, birilerine ihtiyaç duyar bu ruhun doğuştan gelen bir ihtiyacıdır. Kimse de karşı koymaz, koyamaz da. Sevdiklerime çok inandım, çok güvendim hep. Düşünmeden,tartmadan, korkamadan inandım güvendim. Ne yazık ki inandığım kadar da yanıldım, güvendiğim kadar aldatıldım.Çok acılar çektim de, yine de hep dik durmaya çalıştım. Yıkılmamak için kaçtım, aldatılamamak için saklandım. Kelimelerimin, özenle seçip sunduğum cümlelerimin zamana yenik düşüp de anlamsızlaştığını gördükçe sustum , aslında suskunluk değildi o nefretti; insanlardan nefret ettim. Evet nefret ettim hakettiler, hakkettiler çünkü haketmediğim şeyleri yaşattılar hep. Haksızlığa uğradım, hiç hakkım olmadığı halde hem de. Biliyorum çünkü kendileri söylediler, zaten söylemese de hepsi de biliyordu zaten. Ama usandım artık ikiyüzlüklerden, sahtekarlıklardan bırakın beni dedim kaçtım, yakışıksız olsa da kaçtım. Haksızlık etmemek için kaçtım…

Ne desem ya anlamadılar, ya da yanlış anladılar.

Çok şey değil ya sadece anlaşılmayı istedim…

 Ne etsem  ne yaptın dediler, biraz insaflılarsa arada niye ettin dediler sağolsunlar…

Çok değil ya sadece mutlu etmek istedim…

Her saklandığımda gelip birisi yardım istedi,hiç git işine demedim. Ne kadar kan kaybediyor olsam da, kalktım yardıma koştum. İşim bitince uzaktan gülen bir yüzü izlemek yetti bana sonra geldiğim yere döndüm. Hep hayallerim vardı, içleri dolu doluydu, rengarenk koca kocaydılar. Yaşayamadığım ne kadar şey varsa koydum içlerine güven,sevgi, dürüstlük, mutluluk… ve dahası işte. Tek kişilikti o hayallerin hepsi bir başkası olmadı benden başka. Hep sahipsizdi diyebilirim şöyle ki onlar ne kadar bana ait de olsa yine de tek isteğim sahibi olacak o meleğe bunlarla birlikte yaşayacağım hayatta yetmiş yaşında dahi hiç bitmeyecek mutluluğu sevgiyle saygıyla yaşatabilmek içindi. Ben buyum, herkes söyler iyi biri olduğumu inkar edemem evet iyi biriyim ama işte bu yüzden, benim amacım mutlu olmak değil ki mutlu etmek hayallerde dahi…

Başka bir şey gerekti hiç tatmadığım bir lezzet, hep gördüğüm ama hiç bilmediğim bir rüya, çok uzaklardan yankısını duyduğum bir ses, hiç yaşamadığım bir duygu, hiç anlayamadığım bir kelime, hiç kapağını açmadığım bir kitap, hiç yaşayamadığım bir mutluluk…

Güvenmek, inanmak, sevmek, sevilmek çok şey değil bunlar be güzelim. Bakma artık kimse yapmıyor diye böyle büyüdüler, böyle zor gözüküyorlar ama değiller erişmesi zor değil. Yerin kilometrelerce altından madenleri çıkarmaktan ya da kilometrelerce ötelere birkaç saatte gidebilmekten zor değil ki, insanlar bunları da yapabilir. Ben bile yapabiliyorsam herkes yapabilir, yani sen hayli hayli yaparsın…

Ama yapmak ister misin?

Bana ne kadar katlabilirsin, nereye kadar sevebilirsin beni, ne zamana kadar sadık kalabilirsin, kaç gün ardarda özleyebilirsin, kaç sabah ilk aklına ben gelerek uyanabilirsin, kaç gece yatağa benimle girebilirsin ben yanında olmasam da… Bana katlanmak zorunda değil kimse, ısrar etmedim kimseye ben dönüp gitmesini de, özgür bırakmasını da çok iyi bilirim. Kaybetmeyi de, kaybolmayı da gayet iyi bilirim.

Ama en iyi yalnız bırakılmayı, yalnız kalmayı bilirim. Bu yüzden hep yalnız yaşadım ben, hep yalnız kaldım.

Sen farklısın dedim, hep de farklı olacaksın. Şimdi de!

Çünkü senden istiyorum. Senden bana katlanmanı istiyorum, senden beni yalnız bırakmamanı istiyorum,senden sadakatını istiyorum, senden beni suskunluğu itmemeni istiyorum, senden birilerine güvenebileceğimi göstermeni istiyorum, senden seni mutlu etmeme izin vermeni istiyorum, senden kelimelerime cümlelerime sahip çıkmanı istiyorum, onları hatırlamanı aklının gönlünün en derinlerinde saklamanı istiyorum, seni sevmeyi, senden beni sevmeni, senden seni istiyorum…

Dur bir dakika sen zaten bunların hepsine tamam dedin, sen zaten bunların hepsini yaptın ama görevin bitti mi sandın, bu kadar değil ki hikaye bilmiyor musun ufaklık?

Hikayeler kahramanlar öldüğünde biter… ŞİMDİ SENDEN SADECE HATIRLAMANI İSTİYORUM, HATIRLA ONLAR GİBİ OLMADIĞINI,OLMADIĞIMI HATIRLA BİZİM NE KADAR FARKLI OLDUĞUMUZU HATIRLA, UNUTMA SENİ BIRAKMADIĞIMI, BIRAKMAYACAĞIMI SADECE BİR SÜRELİĞİNE SANA SENİ EMANET ETTİĞİM HATIRLA, HATIRLA UMUDU HATIRLA, UMUT HEP BİZİMLE ASLA UNUTMA…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın